Tarihçe

Oral Diagnoz: Bilimsel verilere dayanarak ağız hastalıklarının, bir diğerinden ayrılmasını, tanımlamasını inceleyen bilim dalıdır.

İlk kez ABD New York Columbia Üniversitesi klinik araştırma laboratuarı ve mezuniyet eğitim başkanı Dr. Daniel Ziskin tarafından 1930 yılında bir birim olarak kurulmuştur.

Oral Medicine: Ağız hastalıklarının sistemik hastalıklarla olan ilişkileriyle birlikte tanı ve tedavilerini araştıran bilim dalıdır.

Bir birim olarak kurulması 1926 yılına kadar uzanır ki Columbia Üniversitesinde Dr. William Gies bu konuda öncülük etmiştir.

 Gelişmiş ülkelerde olan ve özellikle teknolojik gelişmeyi çok yakından takip edip uygulayan, dolayısı ile Sağlık Bilimleri alanında yeni bir anabilim dalı olan Oral Diagnoz ve Radyoloji Anabilim Dalı’nın kısa tarihçesi ülkemiz yönünden şöyledir;

         1964 yılında dişhekimliği fakülte haline getirildi.

         1963-64 yıllarından başlayarak Oral Diagnoz dersleri adı altında her Cumartesi sabah Hacettepe Tıp ve Sağlık Bilimleri Fakültesi Dişhekimliği Yüksek Okulu’nda rahmetli hocamız Doç. Dr. Erdem YARKUT’un başkanlığında hasta klinikte hazırlanıp – radyograflar dahil – sınıfa alınır ve hasta ünite oturtulup radyograflar da negatoskopa asılırdı. Takiben rahmetli hocamız öğrencilerden birini kaldırır ve anamnezden başlayarak tanı koymaya kadar bütün aşamaları  biz öğrencilerine yaptırırdı. Bu ders – ki en zor dersdi – daha o zamanlar (4.sınıf) bütün bilgilerimizi biraraya getiren bizi muhakeme ve yorum yapacak sonuca götürmeye alıştıran – hatta zorlayan – bir ders olmuştur. Tıpkı bir dedektif gibi bütün delilleri toplayıp doğru sonuca varılmasını sağladığı için sevilen fakat aynı zamanda çekinilen uygulamalı bir ders olmuştur.

 

         Zamanla rahmetli hocamız kendi asistanlarından Dr. Erdoğan TURGUT’ u 4 yıllığına Oral Medicine – Oral Diagnoz ve Oral Radyoloji yapmak üzere ABD’ ye yolladı.

 

         Dr. Erdoğan TURGUT, Hacettepe Üniversitesine döndükten sonra Oral Diagnoz ve Oral Radyoloji olmak üzere iki ayrı bilim dalı oluşturuldu ve ülkemizdeki ilk akademik çalışma Hacettepe Üniversitesi’nde ilk kez 1973 yılında başlatıldı. Dr. Hilmi KANSU ve  Dr. A. Nuri YAZICIOĞLU ilk doktora öğrencileri olarak başladılar. Zaman içinde Kıbrıs’ tan Başer ORHAN yüksek lisansına başladı, Erzurum’dan Abubekir HARORLI, GATA’ dan Kemal KARAKURUMER ile beraber ülkemizdeki ilk ekip oluşturuldu.

 

         Dr. A. Nuri YAZICIOĞLU Ankara Üniversitesi’nde göreve başladı ve 1982 yılında YÖK’ü takiben önce tek bilim dalı haline getirildi hemen sonra da Cerrahi Anabilim Dalı içinde bir bilim dalı haline dönüştürüldü. Daha sonra Diş Hastalıkları ve Tedavisi Anabilim Dalı’na bağlandı.

         Sonuçta 08.06.1995 tarihli YÖK kararı ile bağımsız hale geçip bugün bildiğimiz Anabilim Dalı halini aldı.

 

Dental Radyolojinin Orijini

Wilhelm Conrad ROENTGEN (1845–1925)

 

X-ışınının bulunuşu:

 

Wilhelm Conrad ROENTGEN, 8 Kasım 1895 tarihinde karartılmış bir odada küçük fluorescence ışık huzmesini fark etti. Wurzburg Üniversitesi fizik profesörü olan ROENTGEN’ in bu buluşu tıp tarihindeki en devrimci gelişme olarak gösterilmektedir. X-ışınının keşfinin temeli 1831 yılında Michael FARADAY’ ın elektromanyetik indüksiyonu keşfetmesine dayanır. Burada prensip elektriğin yoğunluğu az gaz halinde salınması ve x-ray apareyinin iki ana kısmının yani transformation ve x-ray tüpünün temelini oluşturmaktadır. 1857’ de GEİSSLER’ in vakum tüpleri (basınçlı tüpleri) bulması ile FARADAY’ ın yoğunluğu azaltılmış gaz tüpleri üzerindeki araştırmaları daha ileri safhalara ulaşabildi. Bonn Üniversitesi fizik profesörü PLÜCKER, Geissler Tüplerini kullanırken, kullanılan gazın cinsine bağlı olarak değişik fluerescence ışıkların vakum tüpten salındığını gördü, daha sonra HİTTORF Geissler tüpündeki vakumun arttırılması ile floresan ışının yoğunluğunun azalma derecesine göre değişkenlik gösterdiğini buldu.

 

         1870’ de Sir William CROOKES, Hittorf tüpünü geliştirerek yeterli büyüklükte bir vakum kullanma yolu ile tüpte görülebilen parlaklığın (floresan etkinin) ortadan kaldırılabileceğini keşfetti. CROOKES katodun radyasyon ürettiğinin ve bunu da çok yüksek hızda partiküllerin projeksiyonu olduğunun kanısına vardı. CROOKES bunlara katot ışınları adını verdi.

 

         Ayrıca katot ışınlarının yani elektronların tüpün duvarlarında yeşilimsi floresan bir ışık ve ısıda artışa yol açtığını bunu yanı sıra da tüpün içine yerleştirilen metal plakalar yoluyla da bu ışınların geçişinin engellenebileceğini buldu.

 

         1892’ de HEINRICH katot ışınlarının tüpe yerleştirilen altın yaprakları ve diğer ince metal plakları geçebileceğini buldu. Philipp Leonard ise tüplerdeki ışınların ince alüminyum pencerelerden sızabileceğini ve tüplerin çok yakın mesafesinde hemen dışında görülebildiğini söyledi.

 

         1895 sonbaharından itibaren ROENTGEN artık zamanın çoğunu katot ışınlarını araştırmaya adamıştı. Bir akşam karartılmış laboratuarında Hittorf-Crookes tüpünde floresan oluşumunu izlemeye çalıştı Tüpü siyah mukavva ile kapladı ve elektrotlara Ruhmkorff indüksiyon bobini ile güç verdi, tüpten biraz uzakta masanın üzerinde hafif bir ışık huzmesi gördü. Parlaklığın kaynağı baryum platinocyonide kaplı floresan perde idi. ROENTGEN hemen sonrasında yeni bir tür enerjinin kalın opak materyallerden sızabildiğini ve katot ışınlarının çok daha uzak mesafelere ulaşabildiğini buldu. Bu araştırmalar sırasında ROENTGEN istemeden tüple floresan screen arasına elini koydu. Elindeki kemiklerin silik görüntüsünü gözlemlemesi radyolojinin başlangıcı oldu.

 

         ROENTGEN bu yeni tür radyasyonun görünmez olmakla birlikte ışığın bazı özelliklerini taşıdığını buldu. Daha önceki araştırmalarında Hittorf-Crookes tüpü ile topografik plakaları expoze edebileceğini keşfetmişti. Bu bilgi ile bazı materyallerin huzme yoluna yerleştirildiğinde ışık huzmesini absorbe ettiklerini bir araya getirince, ROENTGEN ortaya çıkacak görüntünün fotoğrafik plaka üzerine kaydedilebileceğini keşfetti. Bu konu ile ilgili 1895’ de yazdığı makalede yeni radyasyonun özelliklerini anlattı ve kalitesi, bilinmeyen yönlerinden dolayı da ismini x-ışını, x-ray olarak adlandırdı.

 

         ROENTGEN bu çalışmaları ile fizikte ilk Nobel Ödülü dahil olmak üzere birçok ödül almıştır.

 

Dişhekimliğinde X-Ray Kullanımı:

 

ROENTGEN’ in x-ray buluşunu ilan etmesinden sonra (iki hafta) Dr. Otto WALKHOFF ile dental radyograf uygulamasını yaptı. Exposure 25 dakikayı gerektirdi. Hastanın çenesini üzeri fotografik emülsiyon kaplı siyah kağıt ile rubber dam kaplamalı cam bir plaka üzerinde gerçekleştirildi.

 

         Dişhekimi Dr. Edmund KELLS dental radyografiye elektriği sokarak dental radyografiye en büyük katkıda bulundu. KELLS 1880’ lerde hepsi kendi dizaynı olan elektrikli aletleri muayenehanesinde kullanmaktaydı. 1888’ de bunlar bir makale ile yayınlandı. (İlk basınçlı hava sistemi, elektrikle dönen el aletleri ve hatta ilk suction apereyi). Bu aletlerin gelişmiş modelleri bugün kullandığımız aletlerdir. KELLS roentgenin bulunuşunu duyar duymaz dişhekimliğinde nasıl kullanılacağının üzerinde durmaya başladı. Prof. Brown AYRES’ in yardımı ile KELLS, bir tesla bobini ve birçok Hittorf-Crookes tüpü elde etti ve 1896 İlkbaharında ilk intra-oral radyografi çekmeyi başardı. Roentgenin X-Ray’i buluşunun üzerinden4 ay geçmeden KELLS kendi X_Ray apereyinin dizaynını yapmayı ve diş çene radyograflarının çekilme tekniklerini araştırmaya başlamıştı. 1899 Ağustosunda KELLS Dental Cosmos Dergisinde yayınladığı makalesinde; dişin ve filmin X-Ray’in kaynağı ile diş açı oluşturmalarının önemine işaret ediyordu. KELLS, daha sonraları roentgenin dişhekimliğinde değişik kullanımlarının yanı sıra x-ışınının doğurduğu tehlikelerden de bahseden yayınlar yaptı.

 

         X-ışını alımının doğuracağı hayati tehlikeler bilinmiyordu. Kısa zamanda, ışına uzun süreli maruz kalan hastalarda orta derecede deri enflamasyonları görüldü. Ancak bunların kısa bir süre sonra ortadan kalktığı tespit edildi.

 

         Arka arkaya kısa expoze yapılması durumunda hiçbir kötü etki olmadığı kanısı ile bilim adamları konu ile ilgilenmediler. İlk x-ray makineları kaba ve her defasında  tüp ayarı gerektiriyordu. Bu tüp ayarlaması ise operatörün elini tüp ile floeroskop arasına koyarak ve tüpteki voltajı reosta ile ayarlayarak elin floresan screende en iyi görüntüsünün alınması şeklinde idi. 1896’ da KELLS’ in uyguladığı metod bu idi. 12 yıl boyunca hiçbir yan etkisi görülmedi. Daha  sonra her iki elinde de kanseröz lezyonlar görülmeye başladı. KELLS birçok amputasyon dahil 35 operasyon geçirdi. Ancak hiçbiri fayda vermedi. Kendinin ümitsiz bir vaka olduğu düşüncesi ile Dental radyolojinin babası olan KELLS 7 Mayıs 1928’ de 72 yaşında hayatına son verdi.

 

X-Ray Tüpleri:

 

İlk crude catot tüplerinin 1890’ da bulunmasından sonra x-ray tüpleri birçok evrim geçirdi. İlk tüpler güvenilir olmadığı gibi düşük ve yanlış radyasyon yoğunluğu çıkarmaktaydılar. Bir diğer zorluk ise tüpün kullanımı sırasında vakumun arttırılması idi. Vakum arttırıldığı zaman ise tüpten geçen voltaj da arttırılıyordu. Düz akımın düşük voltaj vermesi ve gaz tüplerinin düşük x-ray üretebilmesi nedeni ile 5-15 dakika gibi uzun expoze zamanına ihtiyaç duyuluyordu. Voltajı arttırmaya yarayan indüksiyon bobinlerinin sadece değişken ve dalgalı akımla çalışması dolayısı ile interrupter adı verileb alet kullanılarak direkt akımın alternatif akıma çevrilmesi gerekmekteydi. İnterrupter büyük bir hızla akımı fasılalı vererek dalgalı akım yaratmakta bu da indüksiyon bobininin ilk sarmalında sağlanmaktaydı. Bu tip primer akım sekonder bobinde yüksek voltaj meydana getirmekteydi. Bu yüksek voltaj ise tüpün enerjilendirilmesinde kullanılıyordu.

 

         Zaman geçtikçe interrupter, indüksiyon bobini ve direkt akım, alternatif akım ve yüksek voltaj kapalı merkezli transformere dönüştü. CLYDE 1907’ de x-ray tüpünün enerjielendirilmesinde 60 devirli kapalı merkezli transformeri kullanıldı. 19112 de SNOOK bakır anot içine gömülmüş tungsten hedefli bir tüp geliştirdi. 1913’ e kadarki tüplerin hepsi katot ve anotlu gaz dolum tipindeydiler.  Bazı tüpler anti katot da içermesine rağmen hiçbirinde flaman bulunmuyordu. Bu tüpler gayet etkisizdi. Ve radyasyon üretimini kontrol etmek çok zordu. 1911’ de Almanya’ da Julian LİLİENFELD sıcak katot tüpünü üretti. W. D. COOLİDGE ise aynı işi 1913’ de geliştirerek katoduna tungsten flament eklenmiş ve anoda tungsten hedefi olan sıcak katot tüpü için patent istedi. Bu dizaynın üretimi geliştrildi ve radyasyon uygulayan operatörün tüp tarafından üretilen radyasyonun kontrol ve kalitesini ayarlama imkanı verdi. İlk tüpler kurşunlu bir fanus içindeydiler, bu fanus bir radyasyon duvarı olarak görev yapıyordu. 1918’ de COOLİDGE anoda çıkan ısıyı yok etmek için tüpe bir de radyatör ilave etti. Bu düzenleme anodun dış ucuna bağlı bir çok metal diskin yerleştirilmesini içeriyordu. Bu ilk x-ışını makinelerı expoz kabloları içeriyordu ki bu da elektrik tehlikesi yaratıyordu. Bu sebeple dünya çapında yüksek voltajlı kablolarla expoze olarak ölen ve yaralanan hastalar vardı.

 

         COOLİDGE 1919’ da elektrik şoku olmayan ilk makineyi, yani VİCTOR CDX’ i geliştirdi. Bu alette bütün yüksek voltajlı parçalar topraklandırılmış ve yağ dolu bir ortama toplanmışlardı. Yağ, hem izole edici hem de ısı düşürücü görevi yapıyordu. Topraklandırılmış metal bölüm ise x-ışınının engellenmesinde yararlı oluyordu.

 

         COOLİDGE’ ın geliştirdiği tüpün radyasyon üretimi önceden tespit edilebilir ve tam olarak ayarlanabilirdi. COOLİDGE tüplerinin daha ileri modelleri günümüzde kullanılmaktadır.

 

X-Ray Filmi:

 

         X-ray ile ortaya çıkan görüntülerin kaydedilmesi için radyasyona duyarlı filmlerin geliştirilmesi gerekliydi. Dr.KELLS’ in araştırmalarını yürüttüğü dönemlerde dental radyograflarda ya cam fotografik plaklar ya da sarılmış filmler kullanıyorlardı. Plaklar önceden kesilir sonra siyah kağıda sarılır ve sonra rubber dam içine sarılırdı. Bu cam plaklar aşırı derecede kırılgandılar ve hasta için rahatsızlık vericiydiler. Selüloz filmler ise son derece yanıcı ve muhafazası tehlikeli idi. 1913’ de Kodak Firması ilk dişhekimliği röntgen filmini geliştirdi. 1921 de bunu geliştirerek makine üretimi ve paketlemesine geçti. Değişik ebat ve paketlemede yapılan filmler diş hekimliğinde x-ışınının kullanımını arttırmıştır. Günümüzde high-speed filmler hem hasta hem de hekimin radyasyona maruz kalma süresini azaltmıştır. Film banyo prosedürde çeşitli evrelerden geçmiştir. İlk başlarda film banyosunda fotografik treyler kullanılmaktaydı. Dr. KELLS 1903’ de ilk kez banyo tanklarına geçmiştir ve zamana ısıya bağlı banyo sistemi gelişmiştir. 1896’ da expoz süresi 5 ile 15 dakika arasında iken proses zamanı 30 ile 60 dakika arasında değişmekteydi.

 

         Günümüzde expoz süresi 0.1 sn altına inerken otomatik banyo makineları ile 90 sn altına inmiştir.

 

Dental Radyografinin Gelişmesi:

 

Dr. William ROLLİNS, x-ışının biyolojik tehlikelerini ilk tespit eden ve hem hastaların hem de operatörün bundan korunmasına dikkat çekmiştir.

 

         1904’ de Dr. W. A. PRICE, oral kaviteye film yerleştirilmesinin iki metodunu tanımladı. Birisi KELLS’ in 1896’ da tanımladığı filmin dişin uzun aksına paralel yerleştirilmesi ve x-ışınının dik açı ile verilmesi metodudur. Diğeri ise izometri kuralına bağlı olarak gerçekleştirilen açıortay tekniği (bisecting tekniği)’ dir.

 

         Dental radyografi ile ilgili ilk kitap, 1912 yılında Dr. Howard R. RAPER tarafından yazıldı. RAPER aynı zamanda İndiana Dişhekimliği kolejinde dişhekimliği müfredatına radyolojiyi ders olarak koydurmuştur. 1925’ de RAPER interproximal çürüklerin tanısında kullanılan metodu ortaya koymuştur. Bu metodla, alt ve üst çene dişlerin kronları aynı radyografta görülür. Bu motoda bite-wing diyoruz. 1940’da Dr.Gordon FİTZGERALD, x-ray makinesi için uzun koniyi dizayn etmiştir. Buna uzun kon tekniği diyoruz.

 

         1960 yılında Panorex adı verilen ilk panoramik x-ray makinesi (SS White Co) piyasaya sürüldü. Bu üst, alt çene tam dişleri tek film üzerinde göstermektedir. Günümüzde  birçok panoramik röntgen cihazı mevcuttur.

 

         Dental radyolojinin gelişmesinde bir diğer önemli olayda 1949’ da American Academy of Oral Roentgenology Akademisinin kurulmasıdır. Bu akademi bugün American Dental Radyoloji Akademisi olarak bilinmektedir. 1968’ de ise Dento-Maxillo-Facial radiology Uluslar arası Derneği kurulmuştur. Bu kuruluşlar günümüzde dişhekimlerinin oral radyoloji alanında eğitim görmelerinde etkenliklerini sürdürmektedirler.

 

-       İlk dental radyograf Otto Walkhoff tarafından çekildi. Arkadaşı ise yüksek dozda radyasyon alması sonucunda metastatik karsinomdan öldü.

-       1986 da ilk Otto Walkhoff and Fritz Giesel dünyada ilk dental röntgen laboratuarını kurdular.

-       X-ışını, radiant bir enerjidir. Radiant enerji, bir takım cisimlerin ısı, ışık açığa çıkarmasıdır. (Örn: Uranyum gibi)

 

Röntgen ışınlarının kaynağı katotik ışınlardır. İlk bulunduğunda x-ışını adı verilen bu ışınların keşfi için önce katotik ışınların bulunması gerekiyordu.

 

 

DERNEK KAYIT
şifremi unuttum
Kayıt Ol
Derneğimize kayıt olmak için, "Kayıt Ol" butonuna tıklayınız. Formu doldurup karşınıza gelecek hesap numaralarına aidatı yatırmanızın ardından yönetim kurulumuz dernek kaydınızı onaylayacaktır.


Son Haberler

- Komisyonlar
  ( 19.10.2017 )
- TDB Fiyat Tarifesi
  ( 09.10.2017 )
- Diş Hekimliğinde Micro CT Panel
  ( 04.10.2017 )
- Diş Hekimliğinde Radyolojinin Esasları
  ( 28.09.2017 )
- Yeni yönetim kurulu
  ( 06.07.2017 )



© 2017 - Oral Diagnoz ve Maksillofasiyal Radyoloji Derneği - Her hakkı saklıdır.